sol dikey -->

Sol Dikey - 2 -->

gazeteturkh@gmail.com -->

Türkiye, Suriye’de de ABD cephesinin yanında yer aldı

03 Ağustos 2013 Cumartesi 15:52
Bu haber 146 kez okundu

Türkiye ve İran başta Suriye sorunu olmak üzere bütün sorunlarda birlikte hareket etmedikleri sürece her iki ülke ve ülke halkları da kaybedecek ve kazanan yalnızca emperyalist batı olacaktır.

Türkiye, Suriye’de de ABD cephesinin yanında yer aldı
 İsrail’in 2010 yılında Özgürlük Filosu olan Mavi Marmara gemisine saldırdığı sırada orada bunulan Eğitim İlke-Sen Genel Başkanı Doğan Özlük, Türkiye’nin iç ve dış politikasıyla ilgili Fars Haber Ajansına önemli açıklamalarda bulundu. “Suriye muhalefetine askeri, siyasi ve parasal destek veren ABD, NATO, Batı ve kuklaları Suudi, Katar, BAE’nin dertleri Suriye halkının özgür olması değildir.” Diyen Doğan Özlük ile Başbakan Erdoğan’ın 3. köprüye neden Yavuz Selim isminde ısrar ettiğini, Fethullah Gülen’in Alevilerle ilgili son açıklamaları, Türkiye’nin Suriye ve Mısır politikası, Türkiye’deki başörtü sorunu ve Ak partinin İsrail- ABD ilişkisini konuştuk. Ayrıca Doğan Özlük bize Ak partinin bölünmesi konusunda da değerlendirmelerde bulundu. 

1-Alevilerin karşı çıkmasına rağmen Başbakan Erdoğan 3. Köprüye Yavuz Selim isminin verilmesinede neden halen ısrar ediyor? 

Hükumet Yavuz Selim isminden bir an önce vazgeçmelidir 

3. Köprüye Yavuz Sultan Selim adının verilmesine sadece Aleviler değil, birçok kesim karşı çıkıyor. Hatta AKP’li olanlar arasında da bu isimlendirmenin gereksiz olduğu ve toplumu gerginliğe iteceği düşüncesi var. Eğer Başbakan Erdoğan, Yavuz Sultan Selim için söylenen Alevi katliamının gerçek olmadığına inandığı için böyle bir isimlendirmeye gidiyor olsa bile, yine de çok isabetsiz bir karar vermiştir. Zira bu saatten sonra katliam iddiasının doğru veya yanlış olmasının bir önemi yok. Sonuçta bu ülkenin vatandaşı olan milyonlarca alevi –ve alevi olmayan birçok kesim, yazar, tarihçi de öyle- doğru veya yanlış bir katliam olduğuna inanıyor. Bir de Suriye meselesi üzerinden kaşınan ve Türkiye’de de bir potansiyeli olan sünni /selefi -şii/alevi fitnesi, Ahmet Davutoğlu’nun Osmanlıcı politikalarının konuşulduğu bir vasatta; adeta bu yaraya tuz basarcasına ve iddiaları doğrularcasına böyle bir isimlendirmeye gitmek bence büyük bir basiretsizlik örneğidir ve asla kabul edilebilecek bir tavır değildir. Hükmet bu isimlendirmeden bir an önce vazgeçmelidir. 

2-ABD’de yaşayan Fethullah Gülen geçtiğimiz günlerde bu hassasiyeti vurgulamış ve “Alevi Müslümanlara insanca davranmadık” demişti. Burdan ne yapmak istiyor Gülen için bir siyasi manevra olabilir mi? 

Fethullah Gülen’in Alevilerle ilgili sözlerini inandırıcı bulmuyorum 

2- Fethullah Gülen hareketi; 30-40 yıllık tarihi boyunca devletçi, milliyetçi ve Sünnici tavrı dışında; pragmatizmi ve ilkesizliği ilke olarak edinmiş bir harekettir. Dönemin koşullarına göre sadece kendi hareketini kurtarmak ve devamını sağlamak için ne söylemesi gerekirse söyler, ne yapması gerekirse yapar, kiminle ilişki kurması gerekirse kurar. Buna en güzel örnek 28 Şubat dönemideki darbecilerden yana tavrı, başörtüsü furuattır fetvası ve en son Mavi Marmara’daki İsrail’in kaygılarını gideren söylemi. Gülen hareketinin bir diğer temel özelliği de sürekli olarak Türkiye’de ve faaliyet gösterdiği ülkelerde İslami yapılardan özellikle uzak durmak ve sermaye takımı, kim olursa olsun yöneticilerle yakın olmak ve emperyalistlerin sömürü politikalarına hiç ses çıkarmayan ve hatta destekleyen gayri İslami yapılar ve cemaatlerle diyalog kurmak. Bu nedenle Fethullah Gülen’in Alevilerle ilgili sözlerini inandırıcı bulmuyorum, konjonktürel ve pragmatist gerekçelere dayandığını düşünüyorum. Gülen hareketi kendi ifadelerinin aksine hiçbir zaman siyasetten uzak olmadılar, bilakis her zaman siyasetin dik alasını yaptılar. İzledikleri siyaset tarzı da iktidarda kim olursa olsun ona yakın olmak şeklinde olmuştur şimdiye kadar. 

3-Türkiye’nin Mısır ve Suriye politikasında ön plana çıkması sizce nasıl değerlendirmek lazım? 

Suriye İsrail ve Körfez Arap kuklaları eksenine karşı İran ekseninde yer alıyordu 

3- Türkiye’nin Suriye ve Mısır Politikasında ön plana çıkması garipsenecek bir durum değil, ancak önemli olan Türkiye’nin dış politikasını hangi eksende yürüttüğüdür. AK Parti İktidarı, iktidarının başlarında “Komşularla sıfır sorun, maksimum işbirliği” gibi çok önemli ve isabetli bir dış politika söylemi ile yola çıkmıştı. Ancak gelinen noktada bu politikanın “Komşularla sırf soruna” dönüştüğünü görüyoruz. Türkiye’nin Suriye politikasına girmeden önce Suriye rejimi ile ilgili şu tespitleri yapmak gerekir: Suriye; kırk yılı aşkın bir süredir Laik ve Nasyonalist Baas partisi tarafından diktatörce yönetilmektedir. Suriye’de en temel insani İslami haklardan yoksun on binlerce siyasi tutuklu vardı. Suriye’de işkence vardı, insan hakları ve özgürlükler alanında yığınla sorun vardı. Aynı zamanda Suriye, İsrail’e karşı direniş mücadelesi veren Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad gibi birçok direniş örgütünün direniş merkeziydi. Yani Suriye’de bir direniş hattı vardı ve Suriye siyasi olarak İsrail ve Körfez Arap kuklaları eksenine karşı İran ekseninde yer alıyordu. Bu nedenle Suriye’nin hem kendi halkına karşı baskıcı uygulamalarını, siyasi tutuklamaları ve hak ihlallerini görmek gerekir hem de dış siyasette ABD emperyalizmine ve İsrail’e karşı direniş hattında durduğunu görmek gerekir. Öyleyse mazlum Suriye halkının hak, adalet ve özgürlük taleplerinin kesinlikle arkasında durmak gerekir. Aman direniş hattına bir şey olmasın kaygısıyla Esad’ın katliamlarına göz yummak da insani ve İslami bir tavır değildir ve kabul edilemez. Ancak şunu görmemek için kör olmak gerekir diye düşünüyorum. Bugün Suriye muhalefetine askeri, siyasi ve parasal destek veren ABD, NATO, Batı ve Körfezdeki kuklaları Suudi, Katar, BAE’nin dertleri mazlum Suriye halkının hakların kavuşması ve özgür olması değildir asla. Bu ülkelerin tamamı Suriye halklarının bir daha ayağa kalkmamak üzere birbirlerinin kanlarını dökmelerini ve Suriye’deki direniş hattının İsrail lehine ortadan kalkmasını isterler. İşte tam da bu noktada Türkiye maalesef Suriye konusunda ABD ve NATO ekseninde bir dış politika izlemektedir. Sınırlarını da çok sorumsuz bir şekilde tüm istihbarat kurumlarına, her türlü silah ve savaşçıya açmış vaziyettedir. Bu ise Suriye’de akan kanın durmasına hiçbir katkı sağlamadığı gibi bilakis daha fazla kan akmasına sebep olmaktadır. Oysa olması gereken Suriye’de silahsız direniş mücadelesi vermektir. Zira silah katliamı azaltmadığı gibi arttırdı, Esad’ın ömrünü kısaltmadığı gibi uzattı. Silahlı muhalifleri isteyerek veya istemeyerek ABD ve NATO emperyalizmine mahkum etti. Silah Suriye’de onlarca yıl sürecek mezhep, meşrep ve etnik fitneyi ve savaşı yaygınlaştırdı. Ve yine silah tıpkı Irak’ta olduğu gibi Esad sonrası, Esad dönemini aratacak bir fitnenin ve kaosun tohumlarını ekti. Evet bütün bunların sebebi silahlı mücadeledir ve emperyalistlerin istediği, gökte ararken yerde bulduğu tam da budur. Türkiye şunu iyice görmeli; Mısır’da darbe yap(tır)an ülkeler, Türkiye’nin Suriye konusundaki müttefikleri. Bu nasıl oluyor Allah aşkına bir yerde darbeci diğer yerde devrimci…. İşte Türkiye Suriye muhalefetini silaha teşvik etmekle, ona silah temin etmekle, silahların ve silahlıların kendi sınırlarından rahatlıkla girmelerine müsaade etmekle ve hatta sokmakla ve yapabileceği halde Suriye muhalefetini silahsız bir direniş yoluna teşvik etmemekle; bana göre Suriye’de akan kanın vebalini sırtında taşıyan ülkelerden biridir. Buna karşılık Baas rejimini katliamlarına ve bunca kan akıtmasına rağmen direniş sadece “direniş hattı” kaygısıyla desteklemenin de insani ve İslami bir tavır olmadığını düşünüyorum. Bu neden muhaliflere sözü geçen Türkiye gibi ülkelerin muhalifleri silahsız bir mücadele alanına çekmesi gerekir. Esad ve Baas rejiminde ısrar etmekten vazgeçip Suriye’de başka yapılarla yeni bir direniş hattı oluşturma yoluna gitmelidir. 

4-Türkiye’de başörtüsü meselesi şu anda ne durumdadır? 

Türkiye’de başörtüsü yasağı resmen devam etmektedir 

4- Türkiye’de on bir yıllık AKP iktidarında başörtüsü sorununda kanuni bir düzenleme olmadığı gibi daha birkaç ay önce Milli eğitim Bakanlığı’nın çıkardığı yönetmelikte ilköğretimlerde belli alanlarda “baş açık olacak” ifadesiyle bu yasağı pekiştirmiştir. Sadece üniversitelerde ve bazı kurumlarda resmi ve kanuni değil ama fiili bir serbestlik durumu söz konusudur. Ancak başörtüsü yasağı resmen devam etmektedir ve AKP iktidarı henüz kanuni bir düzenleme yapmamıştır. 

5-Türkiye’nin orta doğu politikası İsrail-ABD ve batı güçleriyle mi örtüşüyor yoksa iran ile mi aynıdır? 

Türkiye Afganistan’da işgalci NATO ile birlikte varlığını sürdürmektedir 

5- Türkiye’nin Ortadoğu politikasını kısmen Suriye konusunda cevapladık aslında. Belki şunu ekleyebilir. Aslında AKP iktidarı Türkiye’yi ABD, NATO ve Batı ekseninden çıkaracak imkanlara sahip bir iktidardır. Ancak Malatya’ya NATO füze kalkanını diken, Patriotları ülkenin birçok yerine yerleştiren, NATO ve ABD’nin kırkın üzerinde gizli ve açık askeri üssünün olduğu bir ülkenin bağımsız bir Ortadoğu politikasının olduğunu söylemek saflık olur. Şu anda Türkiye Afganistan’da işgalci NATO ile birlikte varlığını sürdürmektedir. ABD ile olan stratejik ortaklıktan model ortaklığına yükselttiklerin hükümet yetkilileri övünerek ifade etmektedir. Fakat bu arada İsrail ile kimi zaman gelgitler yaşanmaktadır elbette. Ancak bunu temel bir eksen kayması olarak görülemeyeceğini düşünüyorum. Türkiye’nin İran ile ilişkileri de eski iktidarlara oranla çok daha iyi olmasına rağmen gelgitler yaşıyor. Türkiye bir taraftan nükleer müzakereler konusunda örneğin Brezilya ile birlikte İran’ı savundu. Diğer taraftan İran ve diğer İslam ülkeleri ve İslami hareketler için doğrudan tehlike arz eden NATO füze kalkanını Malatya’ya dikti. Fakat Türkiye’nin de İran’ın da şunu iyice görmesi gerekir ki başta Suriye sorunu olmak üzere bütün sorunlarda birlikte hareket etmedikleri sürece her iki ülke ve ülke halkları da kaybedecek ve kazanan yalnızca emperyalist batı olacaktır. 

6- Sizce Ak parti bölünür mü ? neden? 

Bir koalisyonda oluşan Ak Parti’nin dağılması, bölünmesi ve parçalanması kaçınılmazdır 

6- Ak Parti demek aslında Erdoğan demektir. Ak Parti tabanının gözünde parti Erdoğan’dan ibarettir. Bu ise temel bir sorundur. Ak Parti sağcı, solcu, laik, liberal, muhafazakar ve İslamcılardan oluşan bir koalisyon aslında. Bu koalisyonu bir arada tutan şey de iktidar, güç ve paradır. Bu nedenle Ak Parti’nin dağılması, bölünmesi veya parçalanması kaçınılmazdır. Ancak bu ne zaman olur, Erdoğan olduğu sürece bu olur mu? Ben kısa vadede hele de Erdoğan’ın varlığını ve etkisini sürdürdüğü bir vasatta Ak Parti’nin bölüneceğini sanmıyorum. Ancak seçim arifesinde çatlaklılar oluşturulmaya çalışılacaktır. Kısmen kopmalar da olabilir. Fakat Ak Parti’nin şu aşamada dağılacağını ve bölüneceğini sanmıyorum. 

S-Kendinizi bize tanıtırmısınız? 

C-1977’de Mardin Midyat’ta doğdum. İlköğretim ve liseyi Midyat’ta okudum. 2003 yılında Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği bölümünü bitirdi. 2003-2006 yılları arasında Tahran’da Terbiyet Müderris Üniversitesi’nde Fars Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisans eğitimi gördüm. 2006 yılından 2011 yılına kadar MEB ve Başbakanlık Sosyal Hizmetler Kurumu’nda öğretmen olarak çalıştım. 2011 yılından beri de Muş Alparslan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışıyorum. - Mayıs 2010’da Gazze halkının direnişine destek vermek için Özgürlük Filosu ile birlikte Mavi Marmara gemisiyle yola çıktım. - Ali Şeriati’nin “İslam ve Sınıfsal Yapı” ile “Dine Karşı Din / Anne Baba Biz Suçluyuz” adlı eserlerini Türkçeye çevirdim. 

Eğitim İlke-Sen (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası) gene başkanıyım. ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği) genel sekreteriyim./Cesim İlhan

Yorum Gönder