sol dikey -->

Sol Dikey - 2 -->

gazeteturkh@gmail.com -->

SALVADOR DALİ

19 Ocak 2012 Perşembe 15:04
Bu haber 1640 kez okundu

Salvador Dalı, şaşırtıcı başarılar peşinde koşan bır tuhaflık düşkünü mü, yoksa ikiyüzlülüğün kol gezdiği bir çağda özü sözüne uygun bır sanatçı mı olduğu hep tartışılan bir insan oldu. Ressam, gravürcü, heykelci, sinemacı ve şair olarak her dalda eser verdi, gerçeküstücülüğü vurguladı, XX. yy’da az rastlanır bir teknik ustalık gösterdi. Ona dáhi mi demeli, yoksa bır muzıp mı?

SALVADOR DALİ

Daha sağlIğInda görkemli bir başarI sağlamIş olan ressamIn 1989’da ölümünden sonra bu başarIsI daha da artI: Figueras’ta adIna açIlan (bizzat kendisi tarafIndan hazIrlanmIş olan) Salvador Dali Müzesi, Ispanya’da en çok gezilen müzeler arasInda Prado’dan sonra ikinci sIrada yer alIr, sanatçInIn çalIşmalarIysa posterler halinde çoğaltIlIp bütün dünyada satIşa sunulmaktadIr, bunlar popülerlikte, yaratIcIsInIn garipliklerine gösterilen ilgiyi aşarlar.

 

DÁHİ DALİ

 

11 MayIs 1904’te Figueras’ta doğan, "dáhi DaliÈ (kendisi böyle adlandIrIlmaktan hoşlanIrdI), hali vakti yerinde KatalonyalI burjuva bir ailenin çocuğuydu; bununla ailesini iğnelemekten de hoşanIrdI. Noter olan babasI onun genç yaşta güzel sanatlara yönelmesinden pek memnun olmamIştI. Salvador Dali klasik öğrenimden çok desen ve resme yatkIn biriydi, doğal olarak da 1921’den itibaren Madrid’deki San Fernando Güzel Sanatlar Akademisi’ne başladI. Orada, izlenimcilikten kübizme kadar moda olan değişik üsluplarI taklit edebilme yeteneğinden dolayI çok kIsa sürede dikkati çekti. Bilinen ilk eserleri KemancI Ricardo Pichot’nun Portresi (1920) veya Jorneta KanalI (1923) onun portreci ve peyzajcI yeteneğini ortaya koyar. Barcelona’daki Dalmau galerisinde açtIğI ilk sergiyle aynI tarihlerde gerçekleştirdiği SIrttan Görülen Oturan Genç KIz (1925), yirmi bir yaşIndaki bir sanatçInIn klasik tarzda fIrça kullanmasIndaki ustalIğInI ve şaşIrtIcI virtüözlüğünü gözler önüne serer. Bu dönem Dali’nin şair Federico Garcia Lorca ile dostluk kurduğu ve Ispanyol öncü sanat çevrelerine katIldIğI dönemdi.

 

Ne var ki, gerçek bir sanatsal başarI arayIşI içinde olan bu genç adam için Ispanya yetersizdi: O Paris’i fethetmeliydi. Nisan 1926’da kIsa bir süre kalmak üzere bu şehre gittiğinde, asIl eğilimi, AndrZ Breton’un canlIlIk kazandIrdIğI gerçeküstücülük akImI biçiminde ortaya çIktI. Dali artIk Breton’un güçlü etkisiyle, kendi iç dünyasIndan kaynaklanan ilginç kompozisyonlar yapmaya başladI. AkIldIşI güçlü imajlar yaratmak için hayallerinden yararlandI, tIpkI Kan Baldan TatlIdIr (1927) adlI çarpIcI tablosunda olduğu gibi (burada iğneler, bir eşek iskeleti, kanayan bir gövde ve ne olduklarI kolayca kestirilemeyen garip figürler birbirlerine karIşIr).

 

Dali tematik alandaki gözü pekliği sayesinde, gerçeküstücü topluluğun içine, kendi deyişine göre kolayca "nüfuz etti". Magritte’in, De Chirico’nun, Max Ernst’in, Miro’nun, Yves Tanguy’nin resmini keşfetti, genç Ispanyol sinema sanatçIsI Bunuel ile dostluk kurdu, birlikte ilk gerçeküstücü film olan "Bir Endülüs Köpeği"ni (Un Perro Andaluz, (1929) yaptIlar. Film büyük başarI sağladI, ama aynI zamanda senaryo ile görüntülerdeki şiddet unsurunun (kadIn kahramanIn gözünün bir tIraş bIçağIyla kesilmesi gibi) birbirini tutmamasI yüzünden skandal yarattI. Ertesi yIl Dali, Bunuel’in AltIn Çağ (La Edad de Oro) adlI filminin hazIrlIk çalIşmalarIna katIldI: film kutsal değerlere ve yurtseverliğe aykIrI olduğu gerekçesiyle yasaklandI, gerçeküstücüler de onu savunmak için bir manifesto yayImladIlar.

 

Dali’nin sanatsal gelişmesinin ilk dönemi, ilham perisi ile yani Paul Eluard’In karIsI Gala ile karşIlaştIğI 1929-1934 yIllarI arasIna rastlar: Ressam, kendisi uğruna şairi terk eden Gala ile 1958’de "dinî nikáhla" evlendi. Eserleri acayip olmakla birlikte kendisine giderek artan bir ün sağladI ve bu ün, gerçeküstücü topluluktaki başlIca savunucusu olan AndrZ Breton tarafIndan desteklendi. Ancak Dali kIsa bir süre sonra gerçeküstücülük hareketine karşI eleştirel bir tutum benimsedi, 1934’te de özellikle Lenin’e karşI giriştiği saldIrIlar ve Hitler’e karşI beslediği hayranlIk (belki de kIşkIrtma) yüzünden topluluktan atIldI. Bununla birlikte yine de gerçeküstücü anlayIşta resimler yapmayI sürdürdü, hayatI boyunca da bu akIma bağlI kaldI, hatta bir ara 1936’ya doğru, resimleriyle Italyan ustalara karşI ateşli bir ilgi dahi gösterdi.

 

1940’ta ABD’ye giden sanatçI orada tablo tüccarlarI, eleştirmenler ve izleyiciler tarafIndan hararetle karşIlandI. Bundan böyle, tablolarI dünyanIn en çok para eden ressamlarIndan biri olacaktI; aynI zamanda da yarattIğI skandallar ve kibar çevrelerde kazandIğI başarIlardan dolayI en ünlü ressamlar arasIna katIlacaktI. ABDFransa ve Ispanya arasInda şatafatlI ve dengesiz bir yaşam süren Dali gerçek bir kült konusu haline geldi. Ne bütün dünyada dolaşan sahte Dali tablolarInIn çokluğu hakkIndaki söylentiler, ne de sanatçInIn 1970’li yIllarda Lanvin çikolatasI reklamI gibi ticarî teşebbüsleri, parIldayan şöhretine gölge düşürebildi, ama ressamIn 1989 da ölümüne kadarki son yIllarI 1982’de sevgili Gala’nIn ölümüyle karardI.

 

RESiM YAPMA SANATI

 

Son derece eleştirisel yaklaştIğI XX. yy ressamlarI arasInda Dali, istisnaî bir durum sergiler; çünkü o tam anlamIyla geleneksel bir teknik uygulayan sanatçIdIr. TablolarInda, dikkati çeken akademik bir beceriklilik göze çarpar, bu da onun, dünyada ne var ne yok hepsini, canInIn istediği gibi ve mükemmelen realist bir stilde yansItmasIna imkán verir. Ister çoğunlukla fon olarak kullandIğI göklerde olsun isterse kendi vizyonlarInIn ayrIntIlarInda, renklerin göz kamaştIrIcI, parlaklIğI ve çizgilerin kesinliği son derece dikkat çekicidir. Bitmemişlik, tamamlanmamIşlIk etkisinin çoğunlukla aranIlIr olduğu bir dönemde, tuvallerinde gözlenen "son bir defa büyük özenle gözden geçirilmiş olma" özelliği çok sayIda sanatçI ve eleştirmeni rahatsIz etmiştir; bu özellik aynI zamanda, resmin onun gözünde "renkli ve elle yapIlmIş bir fotoğraf"tan başka bir şey olmadIğInI da ispat etmektedir.

 

Dali’nin kompozisyonlarInIn özgünlüğü daha çok ilham kaynaklarIyla ilgilidir. 1929’dan itibaren ressam Üzüntülü Oyun gibi anlamI kapalI tuvaller yaratmaya başladI. Söz konusu tabloda, mavi gökyüzünün oluşturduğu bir fon üstünde serbestçe birleştirilmiş beden parçalarI ve iki sevgili yer alIr. Psikanalize yakIn temalara yapIlan göndermeler bazen açIkça belirtilmiştir, Gradiva Insan Biçimli Harabeleri Yeniden Buluyor (1931) adlI çalIşma Jensen’in "Gradiva"sIndaki SayIklamalar ve Düşler’in bir yansImasI gibidir: gerçekten de Freud’un bu analizi o sIralarda orada aşkIn ve arzunun yüceltilmesini bulan gerçeküstücüleri heyecanlandIrmIştIr.

 

Ama Dali’nin gerçeküstücülüğe en önemli katkIsI "eleştirel-paranoya" olarak adlandIrIlan buluşudur. Bu, aslInda, bilinçaltIndan ve düşlerden geldiği kabul edilen çIlgInca hayallerin akIlcI ve mantIksal biçimde kullanIlmasIndan ibarettir, tIpkI yapmIş olduğu yumuşak saatler, örümcek bacaklI filler veya deforme olmuş bedenlerde olduğu gibi. Söz konusu buluşlar her ne kadar sanatçInIn düşlerinden doğmuşsa ve dolayIsIyla gerçeküstücü teknik olan "psişik otomatizm"e yakInsa da, Dali’nin bunlarI sistemli olarak kullanmasI, bu verilerden yeni ve eleştirili bir yararlanma biçimini ortaya koyar. Böyle bir sistemin uyandIrdIğI hayaller daha sonra, en son gerçekleşen şeyin ve onun estetik değerinin kontrolünden geçirilir.

 

BİR YAŞAMA SANATI

 

Dali’yi tablolarIna indirgemek imkánsIzdIr. Çünkü, onun yarattIklarI plastik sanatlarIn bütününe aittir. Dali pek çok eser yaratmIştIr ve bunlarIn hepsi de birbirinden daha şaşIrtIcIdIr. Mesela, sanatçI 1936’da, bir smokini, içinde sözüm ona filtre bulunan likör kadehleriyle kaplayarak Afrodizyak Ceket’i gerçekleştirdi. AynI yIl Istakoz Telefon’u icat etti; burada da ahize yerine kabuklu hayvan koymuştu. Öte yandan Çekmeceli Milo Venüsü ise çekmecelerle süslüydü, ressam ünlü heykeli çekmeceli gülünç bir mobilyaya dönüştürmüştü, memeler, göbek ve dizler de mobilyanIn kulplarInI oluşturuyordu. Bu çalIşma, mobilyacIlIk veya mücevhercilik alanInda bazen, seri halinde üretilen lüks eşyalara da uygulanmIştI. Dali de gerçek bir sanatçIdan çok aklI parada olan bir işadamI olarak belirdi.

 

Ne var ki, sonunda Dali’yi eleştiren Breton, her ne kadar onun için o şeytanca "Avida Dollars" anagramInI (bu anagram FransIzcada "Dolar Düşkünü" anlamIna gelir) bulmuşsa da Dali’nin nükteli ve tuhaf icatlarI her zaman dadacI başkaldIrI geleneğinde yer almIştIr. Bunlar burjuva veya tuhaf nitelikli olan "sanat için sanat" düşüncesini yIkmak ve sanatIn, hayatIn her alanInI doğrudan doğruya ilgilendiren bir hayat tarzI olduğunu göstermek amacIndadIr. Bu sebeple Dali, kendi kendisini sanat eserine dönüştürme tehlikesini de göze alarak, yaygInlIk kazanmIş bütün gazetelerde röprodüksiyon halinde çoğaltIlmIş olan yüzünden, genellikle de o ünlü bIyIklarIndan çok iyi yararlanmayI bildi.

 

DALİ VE SİNEMA

 

Dali, Luis Bunuel ile yaptIğI ortak çalIşmadan başka bir de senaryo yazdI (Babaoua); Marx Kardeşler ile bir proje hazIrladI, Walt Disney ile de bir başka proje üstünde çalIştI. Bu filmlerin hiçbiri çevrilmedi, ama Dali, Alfred Hitchcock için korku dolu Doktor Edwards’In Evi’ni (1945) hazIrladI, Robert Descharnes ile birlikte DantelacI KadInIn ve GergedanIn InanIlmaz Öyküsü’nü yönetti ve YukarI Moğolistan’dan Izlenimler (Impressions de Haute Mongolie, 1978) adIyla deneysel bir film çevirdi.

 

GERÇEKÜSTÜCÜLÜK

 

Birinci Dünya SavaşI’nIn ertesinde Fransa’da ortaya çIkan bir şiir ve sanat hareketi olan gerçeküstücülük, düzenin ve ortak kabullerin karşIsIna neşeli bir özgürlük anlayIşI, hatta bir isyan ruhu çIkarIr ve rüyadan, arzudan ve içgüdüden doğan yaratIcI gücü olabildiğince serbest bIrakIr; akIm, Belçika’dan Orta Avrupa’ya, ABD’den Latin Amerika’ya kadar yankIlanarak yayIlIr. Hiç kuşkusuz gerçeküstücülük öncü bir kişiliğin, yazar AndrZ Breton’un kişiliğinin çevresinde oluşur. Gene de, bilinçli olarak kolektif tutulan örgütlenmesi, hareketin tek bir kişinin eserlerinden okunmasInI imkánsIz kIlar: Gerçeküstücülük, yaratIcI olmak için dergilere, el ilanlarIna, göz alIcI eylemlere ve sürekli etkinliklere ihtiyacI olan bir yaşam tarzIdIr.

 

Gerçeküstücülük, dünya görüşü olarak doyumsuz ve karmaşIktIr; bu özellikleri, yarIm yüzyIllIk geçmişinin tarihe yakIndan katIlIp eşlik etmiş olmasI ölçüsünde güçlenir. Gene de, başlangIçtaki bu güçlükten ve zenginlikten epeyce uzaklaşan ve sIradan bir hale gelen "gerçeküstücülük" sözcüğü, sIk sIk, herkesin ulaşabileceği basit bir yöntemler toplamI (otomatik yazI, kolajlar, serbest çağrIşImlar) anlamInda kullanIlIr olmuş ve sonunda tuhaf veya saçma her türlü tavIr ve davranIş "gerçeküstücü" diye nitelenmeye başlamIştIr.

 

Gerçeküstücülük, bizzat, gerçeküstücüler tarafIndan sahiplenilen saptanabilir tarihsel ve estetik kökenleri olmakla birlikte, mutlak bir isyan, tam bir başeğmezlik ve kurallI sabotaj hareketi olarak, ancak, XX. yüzyIl gerçek anlamIyla başladIğInda biçimlenir. Gerçeküstücülük, aynI zamanda, BatI uygarlIğI ile bu uygarlIğIn "Büyük Şavaş" tarafIndan tüketilen değerlerinin enkazIna yöneltilmiş köktenci ve son derece ateşli bir tepkidir. 1918’de, Breton yirmi iki yaşIndadIr. Dönemin genç insanlarInIn, bu yalancI ve yararsIz kábustan çIkIşta yIlgInlIğa kapIlmaktan başka seçenekleri yoktur ve tam da Bolşevik Devrimi’nin patlak verdiği bir sIrada devrimci güçlerde umut bulurlar. Gerçeküstücülüğün tarihsel macerasI, komünizminkine koşuttur: komünün düşlenen anIsI ve sanat ve şiir alanInda buna eşlik etmiş olan dipten gelen dalgalar (Rimbaud, LautrZamont) ile Leninizm, çok geçmeden de Troçkizm arasInda kalan AndrZ Breton, Louis Aragon, Antonin Artaud, RenZ Crevel, Robert Desnos, Paul Eluard, Benjamin PZret, Francis Picabia, Philippe Soupault ve Tristan Tzara, Rimbaud’nun şu buyruğunu kabullenerek yeni anlayIşIn olabilirliklerini yaratacaklardIr: "Kesinlikle modern olmak gerekmektedir."

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder